Çin’in giderek büyüyen balistik füze cephaneliği, Hindistan’ı kendi savunma stratejilerini yeniden değerlendirmeye itiyor. Bu tehdide karşılık olarak Yeni Delhi, ülkenin nükleer olmayan füzelerini tek bir çatı altında toplayacak ve genişletecek olan Entegre Roket Gücü (IRF) adında ortak bir askeri oluşum kurmayı planlıyor. Ancak bu önerilen füze gücü projesi gecikmelerle karşı karşıya kalırken, analistler IRF’nin mevcut haliyle Çin’in uzun menzilli füzeleri karşısında yetersiz kalabileceği uyarısında bulunuyor. Bu uyumsuzluk, Hindistan’ı kritik bir ikilemle karşı karşıya bırakabilir: Ya misilleme imkânı olmadan Çin’in saldırılarına katlanmak ya da nükleer silahlara yönelmek.
IRF’nin Amacı: Konvansiyonel Asimetriyi Gidermek
IRF, ilk olarak 2021 yılında gündeme gelmiş olmasına rağmen henüz hayata geçirilmemiş teorik bir projedir. Denver Üniversitesi’nden barış ve güvenlik profesörü Debak Das, IRF’nin temel amacının, “Hindistan’ın Çin’e karşı sahip olduğu konvansiyonel savaş asimetrisini gidermek” olduğunu belirtiyor. Bu konvansiyonel roket gücü, Hindistan’a nükleer seviyeye tırmanmadan Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) ile askeri çatışmaya girme alanı sağlamayı hedefliyor.
Çin ordusunun füze birimi olan Halk Kurtuluş Ordusu Roket Gücü’nü (PLARF) bazı açılardan yansıtacak olan IRF, ortak bir kara, deniz ve hava kuvvetleri örgütü şeklinde tasarlanmıştır. Ancak PLARF’den farklı olarak IRF, sadece konvansiyonel roketlerden sorumlu olacak; Hindistan’ın nükleer kapasiteli kıtalararası ve orta menzilli balistik füzeleri (ICBM ve IRBM) ise Stratejik Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı kalmaya devam edecek.
Menzil Farklılıkları ve Stratejik Uyumsuzluk
IRF’nin Brahmos seyir füzesi, Pinaka çoklu roketatar sistemi ve Pralay taktik balistik füzesi gibi silahlarla donatılması planlanıyor. Ancak bu konvansiyonel silahların menzili 500 kilometreden fazla olmayacak ve yalnızca Tibet platosuna ve sınır bölgelerine ulaşabilecektir.
Buna karşın, Çin’in DF-26 ve DF-100 gibi balistik füzelerinin menzili 2 bin kilometreye kadar çıkabiliyor. Hintli düşünce kuruluşu Observer Research Foundation’dan Kartik Bommakanti, Çin füzelerinin “Çin anakarasının derinliklerinden fırlatılsalar bile Hint topraklarının büyük derinliklerine saldırabileceğini” belirtiyor. Bommakanti, Hindistan’ın da Çin’in ekonomik ve endüstriyel merkezlerini, ülkenin orta ve doğu kesimlerinde bulunan bu bölgeleri uzun menzilli Hint füzelerine karşı savunmasız hale getirmesi gerektiğini savunuyor.
Çin’in son dört yılda %50 artan ve 3.500 füzeye ulaşan cephaneliği, Tayvan ve ABD (Guam gibi üsler üzerinden) için olduğu gibi Hindistan için de Asya güvenliğinde etkili bir faktör haline gelmiştir. Hindistan için asıl mesele, Himalaya dağları arasındaki 3.400 kilometrelik sınırda çıkabilecek yeni bir çatışmada Çin füzelerinin yaratacağı tahribattır. Uzun menzilli mühimmatlar, Ukrayna savaşında görüldüğü gibi, ikmal depoları, karargâhlar ve kritik altyapılar gibi hedefleri vurarak kara muharebe operasyonlarının kâbusa dönüşebileceği bu bölgede büyük önem taşımaktadır.
IRF Önündeki Engeller ve Nükleer Soru İşareti
Bommakanti, Hindistan’ın konvansiyonel görevler için nükleer kuvvetlerine tahsis edilmiş 5.000 kilometrelik Agni-5 IRBM’yi kullanabileceğini ve uzun menzilli bir hipersonik silah geliştirebileceğini öne sürse de, füze kabiliyetlerinin etkin entegrasyonu için IRF gibi bir koordinasyon yapısının şart olduğunu savunuyor.
Ancak IRF’nin hayata geçmesi önünde, füzelerinin kontrolünü tek bir merkeze bırakmak istemeyen askeri birimler arasındaki rekabet gibi sorunlar bulunuyor. ABD’li düşünce kuruluşu CSIS’in analizine göre, IRF’nin ordu ve hava kuvvetlerinden gelecek varlıklarla sınırlı kalması ve fırlatma, iletişim ve istihbarat sistemlerini de kontrol edip etmeyeceği konuları endişe yaratıyor.
Varoluşsal Sorular ve Pakistan Dinamiği
Çin ve Hindistan’ın nükleer silahlara sahip olmaları nedeniyle, nükleer başlıklar olmasa bile iki nükleer gücün konvansiyonel füzeler fırlatması ihtimali, çatışmanın termonükleer bir savaşa dönüşme riski nedeniyle “kıyamet gibi” bir senaryo olarak görülüyor. Debak Das, Hindistan’ın Çin’in stratejik altyapısına karşı konvansiyonel derin vuruş kabiliyeti edinme doktrinini benimsemesinin, Çin’in de aynısını Hindistan’a karşı yapabilme sorununu beraberinde getirdiğini belirtiyor.
IRF’nin Çin’i hedef alması, Pakistan’ı da harekete geçirmiştir. Pakistan’ın yakın zamanda Ordu Roket Gücü’nü kurduğunu duyurması, Das’a göre “Hindistan’ın IRF duyurusuna bir yanıttır.” Pakistan, konvansiyonel roket güçleri olgunlaştıkça Hindistan ile arasındaki asimetriyi en aza indirmeye çalışacaktır.
Çin-Hindistan füze rekabeti, iki nükleer gücün termonükleer bir tırmanışa dönüşmeden birbirlerinin anavatanına konvansiyonel füzeler ateşleyip ateşleyemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Das, Yeni Delhi’nin IRF ile Pekin’in düşük seviyeli çatışmalara olan iştahını azaltmayı umduğunu, ancak Hindistan’ın geleneksel güç vektörlerinde Çin ile eşit seviyeye gelmekten hâlâ çok uzak olduğunu ve IRF gibi fikirlerin etkinliğinin zamanla belli olacağını ifade ediyor.
Discover more from RaillyNews
Subscribe to get the latest posts sent to your email.