ABD Dışişleri Bakanı Pete Hegseth‘in Cuma günü Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen bir gemiye yönelik yeni ve ölümcül bir saldırı düzenlendiğini duyurması, son dönemdeki askeri operasyonlar zincirine bir yenisini ekledi. Saldırıda dört kişinin öldüğünü belirten Hegseth, X (eski adıyla Twitter) platformunda paylaştığı videoyla operasyonun sertliğini gözler önüne serdi. Bakan, istihbaratın geminin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını, mürettebatın ise “uyuşturucu teröristleri” olduğunu kesin olarak doğruladığını iddia etti. Hegseth, “Amerikan halkına yönelik saldırılar bitene kadar bu saldırılar devam edecek!!!!” sözleriyle operasyonların kararlılığını vurguladı ve saldırının Venezuela açıklarındaki uluslararası sularda gerçekleştiğini belirtti.
Art Arda Gelen Saldırılar ve Hukuki Sorular
Cuma günkü saldırı, 2 Eylül’den bu yana ABD Güney Komutanlığı‘na bağlı gemilere yönelik gerçekleştirilen dördüncü eylem oldu. Başkan Donald Trump, daha önce 19 Eylül ve 15 Eylül’de uyuşturucu ticareti yapan gemilere düzenlenen ve sırasıyla üçer kişinin öldüğü saldırıları duyurmuştu. 2 Eylül’de gerçekleşen önceki bir sürat teknesi baskınında ise 11 kişi hayatını kaybetmişti. Trump yönetimi, bu askeri eylemleri, uyuşturucu akışını durdurmak için gerekli bir tırmanış olarak gerekçelendiriyor ve bu yılın başlarında Tren de Aragua gibi çeteleri yabancı terör örgütü olarak ilan etmişti. Ancak insan hakları grupları ve Kongre’nin siyasi kanadındaki bazı üyeler, bu saldırıların uluslararası hukuk ve yetki çerçevesindeki yasallığını sorgulamaya devam ediyor.
Ordu ve Beyaz Saray’dan Şeffaflıkta Geri Adım
Bu ölümcül saldırılar serisi hakkında en dikkat çekici nokta, Ordu ve Beyaz Saray’ın detay vermeyi reddetmesi. Ne operasyonu gerçekleştiren ABD askeri gemileri ve araçları ne de kullanılan mühimmatlar hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu durum, özellikle ilk Trump yönetimi döneminde Somali, Irak ve Suriye’deki ABD saldırıları hakkında varlıklar ve konumlar dahil olmak üzere detayların kamuoyuyla paylaşıldığı önceki şeffaflık yaklaşımından çarpıcı bir sapma teşkil ediyor.
Donanma, Karayipler’deki saldırılarda kendi varlıklarının kullanılıp kullanılmadığı sorusuna karşılık “Sizi Beyaz Saray’a yönlendiriyoruz” cevabını verirken; Deniz Piyadeleri, yanıt verememe nedenini hükümetin Demokratların yol açtığı kapanması (shutdown) nedeniyle personel eksikliğine bağladı. Beyaz Saray Basın ekibi de benzer şekilde kapanmayı gerekçe göstererek taleplere yanıt veremediğini belirtti ve bu durumun, Demokratların hükümeti açık tutmak için “temiz Sürekli Karar”a oy vermesi halinde önlenebileceğini ifade etti.
‘Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışma’ Teşhisi
Ayrıntıların gizlenmesi, Pentagon’un Mart ortasındaki Husi isyancılara karşı yürüttüğü bombalama operasyonundaki ketum yaklaşımını da yansıtıyor. Ancak en kritik hukuki dayanak, Pentagon’un Kongre ulusal güvenlik komitelerine gönderdiği bir muhtırada yatıyor. Muhtırada, Başkan Trump’ın, ABD’nin kendisinin terör örgütü olarak nitelendirdiği kartellerle “uluslararası olmayan bir silahlı çatışma içinde olduğunu tespit ettiği” belirtiliyor.
Muhtıra, “Başkan, Savaş Bakanlığı’na silahlı çatışma hukuku uyarınca bu kişilere karşı operasyonlar düzenlemesi talimatını verdi. Amerika Birleşik Devletleri, bu terör örgütlerinin devam eden saldırılarına karşı hem kendimizi hem de başkalarını savunmak için güç kullanmamız gereken kritik bir noktaya ulaştı” ifadelerini içeriyor. Kongre personelinin “kesinlikle endişe verici” olarak nitelediği bu muhtıra, operasyonların hukuki zeminini tartışmaya açarken, ABD yönetiminin artan askeri eylemlerine dair şeffaflık eksikliği, siyasi ve etik soruları derinleştirmeye devam ediyor.